Ağustos '25DüşünceMücahit Güler

Modern çağın karmaşasında kaybolmuş hissediyorsanız, yalnız değilsiniz. Çoğumuz, bir boşluk duygusuyla mücadele ediyor ve hayatımızın daha derin bir anlamı olup olmadığını sorguluyoruz. Varoluşsal bir boşluk hissi, hayatı ve eşyayı anlama çabası, sadece modern insanın en sık karşılaştığı sorunlardan biri değildir.

İlk insanlıktan bu yana insanoğlu karşılaştığı her şeyi anlama çabasında olmuştur. İlk insanın anlama çabasını kolaylaştıran Allah-u Teâlâ, Hz. Adem’e eşyanın isimlerini öğretti (Bakara/31). Böylece ilk anlam yolculuğu ilk insandan başlayarak günümüze kadar geldi.

Günümüzde bu konuyu bir ekol haline getiren Viyanalı psikiyatrist Viktor Frankl’ın geliştirdiği Logoterapi devreye giriyor. Frankl, yaşamın anlamını aramanın insanın en temel güdüsü olduğunu savunur. Ona göre, bir anlam bulduğumuzda, karşılaştığımız tüm zorlukların manası olur.

Frankl’a göre, insan, acı çekse de, bir anlam bulduğunda bu acılara katlanabilir. Bu anlam arayışı, bireyin kendi içinde keşfedebileceği bir şey olmanın ötesinde, dış dünyayla ve diğer insanlarla kurduğu ilişkilerle de yakından ilgilidir. Yaşamın anlamı, kişisel başarılarla sınırlı olmayıp, daha çok bir amaca hizmet etme, bir sorumluluk üstlenme ve bir değer yaratma eylemiyle ortaya çıkar.

Dinimizde insanın varoluşu belirli bir amaç ve anlamla donatılmıştır. Allah’a ve kainata karşı olan sorumluluklarımız, hayatımızı sadece kendi çıkarımıza göre değil, daha yüce bir amaca hizmet etmeye yönlendirir. İnanç sisteminde, insanın varoluşu ilahi bir planın parçası olarak görülür. Bu plan, bireyin sorumluluklarını, ahlaki değerlerini ve dünyadaki rolünü belirler. Dinler, hayatın zorluklarına karşı bir direnç kaynağı sunar ve bireye, acıların bile bir anlam taşıdığını gösterir.

Anlam arayışımızda, sadece kendi varlığımızı değil, aynı zamanda bu dünyadaki sorumluluklarımızı da fark etmemiz gerekir. Anlam arayışımızı ve varoluşumuzu somutlaştıran en önemli kavramlardan biri sorumluluktur; çünkü her eylemimiz, her düşüncemiz ve her kararımız kendimize, çevremize ve varoluşumuza karşı bir sorumluluğu beraberinde getirir. Rabbimiz bu sorumluluğun kendi buyruklarına göre bir hayatın yaşanılmasına (Zariyat/56) bağlı kılmıştır.

Frankl’ın ise Logoterapi ile bize bu sorumlulukların farkına varılmasını hatırlatır. O, “Neden var olduğunuzu biliyorsanız, her türlü ‘nasıl’a katlanabilirsiniz” der. Bu güçlü söz, inançla birleştiğinde, her zorluğun üstesinden gelmemize yardımcı olur. Kuran-ı Kerim’de yer alan şu ayet de bu düşünceyi destekler: “Gerçekten zorlukla beraber bir kolaylık vardır.” (İnşirah/5).

 

Bu anlam arayışı, inancımızla birleştiğinde hayatımıza bambaşka bir boyut kazandırır. Çünkü din, varoluşumuzun belirli bir amaç için yaratıldığını söyler. Bu sorumluluk, sadece kendimize karşı değil, aynı zamanda ailemize, toplumumuza ve kainata karşı da bir görevdir. Her birimiz, sadece kendi hayatımızdan değil, aynı zamanda çevremizden ve kainattan da sorumluyuz. Bu sorumluluk, varoluşumuza anlam katan en büyük unsurlardan bir tanesidir.

 

Sonuç olarak, anlam insan ruhunun en derin ihtiyacıdır. Din ve Logoterapi, bize varoluşsal anlamın bir lüks değil, bir gereklilik olduğunu gösterir. Anlam, bir hedef değil, bir yaşam tarzıdır. Sorumluluk ise bu yaşam tarzını her gün yeniden seçmektir. Dinî hayat, bu anlam arayışını besleyen en büyük kaynaktır; çünkü insanı hem yaratıcıya hem de kendi özüne bağlar. Yaşamın anlamı, pasif bir şekilde beklenen bir şey değil, aktif olarak araştırılması ve sorumlulukla inşa edilmesi gereken bir süreçtir. Bu sorumluluğu üstlenmek, hem bireysel hem de toplumsal huzurumuzun anahtarıdır. Peki, siz kendi varoluşunuza anlam katmak için ne yapıyorsunuz?

Mücahit Güler

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Post comment