Aralık '24DüşünceRukiye Anar

Hayatımız harama karşı takvâ, helale karşı itina dengesi içinde geçmesi gerekirken, ne yazık ki çoğumuzda bu çizgi şaşıyor, dengeyi aşıyor ve devamlı düşüş yaşıyoruz.
Modern hayat bize, dışı süslü, içi pislik dolu; önü parlak, ardı karanlık, baştan sona haram ve günahlarla sarılmış bir hayat hediye etti. Kendimizi kaçınılmaz bir kıskacın içinde buluverdik. Bugünün en önemli mücadelesi, günah ve haramların istilasından korunmak; en büyük savaşı ise murdar ve fasit olan ne varsa tükettiğimiz her şeye karşı helali seçmek, temiz olanı kazanmaktır. Bugün itibarıyla Müslümanlarda en iyimiz, harama karşı azami derecede dikkatli olan ve haramdan uzak durandır.

Bundan önceki devirlerde ebrar, yani hak yolunda iyi olanlar, helale karşı bile dikkatli oluyorlardı. Şüpheli şeyler içinde bu geçerliydi. Ancak günümüzde haram her yeri ateş gibi sardığından dolayı imanımızı yakıyor. Yediğimizde, içtiğimizde, giydiğimizde ve kullandığımızda haram olan maddeler bulunuyor. Gıda endüstrisi zaten gayrimüslimlerin kontrolünde. Bugün pastalar veya etli yemekler alkolle terbiye ediliyor; reyonlarda belirtilmeden domuz eti satılıyor. Bu da ayrı bir handikap. Halbuki ayette şöyle geçiyor:
“Ey insanlar! Yeryüzündeki şeylerin helal ve temiz olanlarından yiyin, şeytanın izinden yürümeyin. Çünkü o sizin için apaçık bir düşmandır.” (Bakara, 168)

Allah bize helal ve tayyib olan şeyleri emretmişken, yediğimiz ekmek de dahil birçok haram madde var. En başta L-sistein denilen E920, insan saçı, domuz kılı ve sığır boynuzu karışımından oluşmakta ve bütün beyaz unlarda mevcut bulunmaktadır. Paketli gıdaların çoğunda yine domuz katkısı kullanılıyor. Sağlığa zararlı maddeler de eklendiğinde, yediğimiz ve içtiğimiz şeyler zehire dönüşüyor. Bir de yiyecek sebze ve meyvelerin genetiğiyle oynandığını katarsak, gerçekten gıdaların helal ve tayyib olmaktan uzak olduğu ortada. Her gün aldığımız haram katkılı maddeler, kalbimizi ne hâle getiriyor? Bu konuda Abdülkadir Geylani Hazretleri şöyle buyuruyor: “Haram yemek kalbi öldürür; lokma vardır ki kalbi nurlandırır, lokma vardır ki onu karanlığa boğar.”

Yine bu meyanda Süfyan-ı Sevrî Hazretleri, “Kişinin dindarlığı, ekmeğinin helalliği nispetindedir,” demiştir. Bir hadiste ise, “İbadet on kısımdır; dokuzu helal rızık talep etmek, biri ise diğer amellerdir.” buyrulmuştur.

Tüm bunları bir araya getirdiğimizde helal lokma, bugünün en büyük cihadı durumundadır. Zira helalliğine bakmadan yediklerimiz, hem azap olmasına hem de ibadetlerimizde lezzet almamıza engeldir. Bu durum, dualarımızın arşa yükselmesine dahi mâni olabilecek, belki de kalbimizin katılaşmasına sebep olacaktır, mâazallah!

Son olarak yiyeceklerin içeriğine bakarak, E kodlu katkıları tanıyarak, tükettiğimiz her şeyi helal olup olmadığına dikkat ederek tüketmeliyiz. Yoksa sağlığımız giderken, imanımız da büyük tahrip görecektir. Büyüklerin dediği gibi:
“Kişi ne yediyse odur ya da kişi yediğine dönüşür.”

Rukiye Anar

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Post comment