Dün, önceki günün çocuğudur. Bugün dünün, yarın da bugünün eseridir. Şimdiki sen, bütün bir mazinin birikimisin. İnsan, bütün hayalleriyle yaşadıklarının sonucu olarak bugüne, şimdiye ulaşır. Duygu-düşüncelerinin kökleri, geçmişinin derinliklerine doğru bir sinir ağı gibi uzanır.
İnsanın ömrünü harcadığı bir mahalden ayrıldıktan sonra, geriye dönük çıkarımlar yapması, ilmel öğrendiği, aynel gördüğü ve hakkal yaşadığı şeylerden dersler, hikmetler ve hakikatler paylaşması, yer yer sevinmesi, yer yer özlemesi, yer yer de öfkelenmesi, hepsini insana dairdir.
Beynin hafızası unutsa, kalbin/kasın hafızası unutmaz! Kalem, o kalemi tutan elin, kolun, omzun, göğsün, kalıbın ve kalbin biriktirdiklerinden süzülen özleri yazar. Hakiki yazarlık denen şey aslında hakikatin sesi olmaktır. Yazgısını satırlara hakikat mürekkebiyle yazana ehl-i hakikat denir.
Müelliflik, geçmiş ile hâl veya istikbal arasında bağlantılar kurabilmektir, bir şeyin başka şeylerle alakaları üzerinden te’lifler yapabilmektir. İnsan geçmişiyle yazar; çağrışımlar en insanî hallerdir, acı veya tatlı yahut buruk ya da ekşi, farketmez.
Ayrıldığı bir mahalden bildiği, gördüğü ve yaşadığı şeylerle bugünü ve yarını aydınlatan dokunuşlar yapan birisinin sözlerinin hakikat olup olmamasıyla ilgilenmeyip, türlü itham, iftira veya tahkirle hakikatin yüzü başka tarafa çevrilmeye çalışılıyorsa, orada bir hin’lik vardır.
Mesela “hainlik” kelimesini duyduğunda insanın aklına ilk olarak kendi uğradığı ihanetler zincirinin gelmesinden daha doğal birşey yoktur. Özellikle de bu ihanetler, en en en güvendiği kişilerden, en en en iğrenç şekilde, hem de hiç değemeyecek şeyler için olmuşsa…
Bütün hayatını “insanların ifsat ettikleri yolu ıslah etme ideali”ne adamış bir garip dava adamını ve yüzbinler ehl-i hizmeti, mahalle muhtarı ve adamları, gayr-i İslamî ve gayr-i insanî işleriyle ifsat etmiş ve en son ömürlük hizmetlerini ABD’nin dünya liderliğine bağlamışlarsa?
Girdiği bütün İslam ülkelerini kan gölüne çeviren ABD’nin dünya liderliğine (!) hayran olduğunu Devlet Radyosu NPR ile ilan etmiş bir ‘mahalle hocası’nın –ne kadar hocalığı kaldıysa artık-, o mahallenin tüm dinî duygularla ömürlük emeklerini ve ‘yüce mefkûresi’ni ABD işbirlikçiliğine satması olayı sadece mahalleye değil, bütün ümmete ihanettir!
Gerçek dava adamı, şahsına ihaneti affeder ama davasına ihaneti asla! İsterse dünki en sevdiklerinden gelsin. Hele ki bu, on yıllar süren bir ihanetler zinciri ise, kat’iyyen davasının yanında yer alır, o eski dostlarını bile, dışlanma ve tek başına kalma pahasına karşısına alır.
Sâdık sandığının hâin, sıddîk bildiğinin ise havvân (çok hâin) çıkması insan için kaderdenk bir dönüm noktasıdır. Hele ki bu bir ihanet değil, on yıllar süren bir ihanet zinciriyse. Bir-kaç kişiye değil, bütün bir topluluğa ve topluma ise. Hele ki ümmet ve insaniyet davasına ise!
İnsanın hayatından daha değerli bir şeyi yoktur. Değerler hiyerarşisinde hayat, ilk sıradadır, hayat ve emek. Bütün bir hayatının ve emeklerinin bir hiç uğruna kullanılıp sümüklü bir mendil gibi atıldığında yaşadığı hayal kırıklığının şiddetinden insan, intihar bile edebilir ya da inkisarının şiddetinden intihar hissiyatını iliklerine kadar yaşayabilir, yıllar süren manevî depremler geçirebilir. Kayıpların değeri ve o değerin bilinci oranında kalbin tepkisi farklı olur; ve insanın karakterine göre olur. Hepsi insanlık halledir ve hatta haklarıdır.
Çektiği acıların içinden süzerek söze dönüştürdüğü bir hakikati seslendiren çilekeşe ancak saygı duyulur. Bedeli en acıklı acılarla ödenmiş hak sözleri, tasdik ile ikrar edeceğine, kolayca itham edivermek, kelam ishaline tutulmuş suizancılığın ve adem-i itimatçılığın eseridir.
Grup aidiyetçiliği adına yapılmayan her güzelliği bir çirkinlikle itham etmeyi başarabilen adem-i itimatçı lideperestlerin ithamlarından kurtuluş yoktur ama eğer kalbimi ve kalemimi biliyorsam, bütün hakperestliğim, hatta kendime karşı dürüstlüğümle ehl-i insafa şunu diyebilirim:
Maziden bugüne ve belki yarına düştüğüm mesela şu notlar, şahsî yaralardan değil, siyonizmin hâmîsi ABD’nin milyonlarca Filistinliyi katleden İsrail’e tam destek çıkmasının tetiklediği bir ‘dava yarası’ndan akan kanlar ile yazılmıştır. Bütün gerçekler mahşerde ortaya çıkacaktır.
İnsan psikolojisini kendi şahsî tecrübelerinden ve klişelerinden ibaret sanan filozof havalı çok bilmişlere gelince: Lafa geldiğinde ‘her insan ayrı bir âlem’ derken, işlerine gelmezse, en açık hakikatleri eğip büküyor, ve tespit yapıyor‘muş’ gibi her konuda ahkâm kesiyorlar, hikmet kasıyorlar.
İsrail’in ve ABD’nin İslam ülkelerine ve bütün dünya insanlığına karşı işledikleri ‘savaş suçları’ ve ‘insanlık suçları’na karşı sessiz kalanların ‘insanlığını kaybetmiş insan bozuntuları’ olduğunu düşünüyorum. Hele ki “ABD’nin dünya liderliğine hayranlığa” ise söyleyecek söz bulamıyorum.
Haklıya değil, güçlüye yandaşlık karaktersizliktir. Sadece İslam dünyasının değil, topyekün dünyanın başına bela olan ABD’nin dünya liderliğine hayranlığını ve yandaşlığını açık açık ilan etmek, kelimenin bütün ve tam manasıyla bir karaktersizliktir. Karaktersizlerden dava adamı, hele dava lideri olmaz! Olamaz! Olabilemez! Olamadığını zaman ispat etti. (Yazım Tarihi: 23/10/2023).
…
Filistin’de akıtılan her damla kan beynime sıçrıyor. İsrail’e, ABD’ye ve Siyonizme hizmet eden her devlete ve kişilere karşı öfke patlaması yaşıyorum. Hücrelerime kadar, iliklerime kadar o buğz-u fillah ile doluyorum. Kahhâr ism-i celîli bütün celaliyle beni kuşatıyor, hepsini bir vuruşta savurmak isteyen hisle geriliyorum. Bunların başında da bir ‘mahalle hocası’ geliyor. Filistin’deki katliamlara susarak destek çıkan ve hele İsrail’e yandaş olan veya gözüken hiçkimsenin gerçekten insan kaldığına inanmıyorum.
Hele ki ABD’yi dünya lideri olarak görmek ve bu liderliğe hayran olmak, bu hayranlığında mümaşaat yapmayıp samimi olduğunu ilan etmek, hangi ‘müslüman lider’e âhir ömründe nasip olmuş bir ‘fazilet’tir? Sû-i âkıbet bu değilse, nedir? “Ameller, neticelerine göre değerlendirilir.” kaide-i Nebevîsince, işlerin hayır mı şer mi olduğuna dair hüküm, sonuca göre verilir. Güya ABD’nin ve Rusya’nın değil, “kendi ruhunun heykelini dikmek” ve “yeni bir dünya kurmak” için yola çıkmış bir mahalle hocasının hayatının neticesi ve ona bağlı bir topluluğun hayatlarının nihayeti, ABD işbirlikçiliği ile mi hükme bağlanacaktı?
Bu kendini satmaktan da beterdir, eşeddir, yüzbinlerin, milyonların ömürlük emeklerini, alınterlerini, gözyaşlarını, bütün bir milletin ve ümmetin hayalini satmak! “Dünyanın en eski mesleği ‘kendini satmak’tır. Bunu fahişelik ile karıştırmak da bir o kadar eski bir yanılgıdır.” demiş Albert Camus. “Dünyalık bir meta için ilmini, zalimlerin hizmetine sunmuş Bel’am; bedenini, zinakarlara sunmak suretiyle yaşamını idame eden bir fahişeden çok daha kötü ve aşağılık bir iş yapmış olur! Zira; fahişe, bu fiiliyle yalnızca kendi ahiretine zarar verirken; ilmiyle dünyalık elde eden bir Bel’am ise, milyonlarca insanın hem dünyasını hem de ahiretini heba etmiştir!” (@tsvrfkr)
Hele ki İsrail’in Filistin katliamlarını destekleyen ABD’de oturup 7 Ekim 2023 olaylarının akabinde hemen Gazze’nin seçilmiş yönetimi Hamas’ı terör örgütü görüp İsrail’e yandaş bir resmî duyuru yapan ‘ABD hayranı mahalle hocası’nın aradan geçen 8 ay içinde İsrail’in Filistin’de yaptığı katliamlar, öldürdüğü 17 bin çocuk, 12 bin kadın ve 60 bin sivil insan evladı karşısında sessizliğe çekilmesi, bazı yahudi gruplarının ve dinî liderlerinin bile karşı çıktığı İsrail’e karşı tek kelime edememesi, “Savaş dursun!” bile diyememesi, İslamiyeten de insaniyeten de bütün bütün bittiğinin apaçık göstergesidir!
Sözün özü: Dünya insanları, Filistin’le imtihan oldular. İnsanlığı olanlar, siyonist İsrail’e karşı mazlum Filistin’in yanında durdular. İnsanlığı ölenler ise, siyonizme hizmetkâr oldular. Kazananlar, insanlığıyla kazandılar. Kaybedenler, zaten insanlıklarını kaybetmişlerdi, ve “bell hüm edall” tokadını yediler, cehennem olup gittiler veya er-geç gidecekler. Dünyada da, ukbada da insanlık kazanacak! (10 Şubat 2024).
Dr. Musa Hub