DüşünceOcak '24Rukiye Anar

Vahyin beldesi, nebilerin yurdu zeytin dağının gölgesindeki Kudüs ve  gazze çocukları bir bir toprağa düşerken alemi İslam’ın bir kere daha bu imtihanda kaldığı âşikar oldu.

Halbuki Hakkın iktiza ettiği şey zulme karşı durmak , masumu ve mazlumu tutup kaldırmak değilmiydi? Bir de dünyanın en masum varlıkları böylesine bir dehşet içindeyken. Onların mazlumiyeti, masumiyeti yanında bir de mübarek beldenin koruyucuları olmaları yanında, tüm ümmet-i Muhammed’e onların emanet edilmeleri.  O bereketli kılınan beldeler yalnızca onların değil, bütün ümmete emanet edilmiştir. Hele ki Kuran’da nasıl övülerek anlatılıyor: “Bir kısım ayetlerimizi kendisine göstermek için kulunu bir gece mescid-i haram’dan, çevresini bereketlendirdiğimiz mescid-i aksa’ya götüren Allah yücedir. Gerçekten o işitendir görendir.” (İsra suresi, 1).

Böylesine kudsiyet barındıran, vahyin soluğunu taşıyan bu şehre ve sakinlerine sahip çıkmamak, kendi haline bırakmak nasıl müslümanlar için ağır bir vebal olmaz. İslam’ın ilk kıblesi, Allah Resulü’nün İsra yürüyüşü ile başlayıp, miraç durağı olan ve gökler ötesine merdivenlik yapan bu mekanı korumak, İslamin onur meselesi değil midir? İslam’ın haysiyeti ve namusu söz konusu olmuyor mu?

Yoksa bu mübarek beldenin tüm izzeti bir avuç mazlum insanın eline mi kaldı. Bir avuç Filistin’e mi kaldı Kudüs’ü ve Mescid-i Aksa’yı korumak? Hem de bütün dünyaya karşı! Müslüman halklar ve  devletler hiç mi mes’ul olmuyorlar? Elbette hayır.

İlk kıblemiz olan, Mekke’nin kardeşi, peygamber beşiği bu mukaddes topraklar hepimizin mesuliyetindedir. En büyük cinayetlerin işlendiği, vahşet içinde yanan Gazze için de, Kudüs için de mutlaka bir şeyler yapılmalı. İslam Ülkeleri müslüman toplumlardan ve dünya halklarından aldığı güçle bir araya gelerek acil bir takım adımlar atmalıdır. Bu noktada müslüman halklar da, her biri piyon hükmünde olan, korkak,  çıkarcı devlet liderlerini bu konuda fiilî kararlar almaya zorlamalıdır.

Filistin meselesi, her mü’minin ve her insanın turnusol kağıdı gibi gerçek hüviyetini ortaya koymuştur.  Artık bizim önümüze dayatılan reel politik, stratejik, ulusalcı, menfaatçi tercihler ve putlaştırılan ögeler yerine Kur’anî bir tavır, sağduyulu hareket, akıllıca siyaset gerekmektedir.

Dezenformasyon ile İsrail Türkiye’de ve dünyada kendini masum ve saldırılarını meşru göstermeye çalışıyor. Bu noktada doğru bilgi akışını sağlamak, zulmü gözler önüne sermek, mazlumun hakkını savunmak için medyayı özelikle sosyal mecraları iyi kullanmalıyız. Bilelim ki bu mecralarda her atış bir ok hükmündedir. Biliyoruz ki insanları yönelten ve yöneten en etkin araç ve silahlar bunlardır.

Ancak her sıkıntı ve ahvalde en mühim vesilemiz, en iyi silahımız duadır. Duaların reel hayatta işlev kazanması da o duaların gereği fikirleri ve fiilleri ortaya koymakla mümkün olacaktır, bunu da biliyoruz.

Her mü’min yüreğinde bu yangınla Rabbimizin dergah-ı izzetine gitmeli ve gece gündüz yalvarmalıdır. “Ya Rabb! Kudüs ve Gazze’deki kardeşlerimize acilen ferec ve mahrec ver. Zalimleri katından kahrınla te’dip eyle. Alemi İslam’a kıyam nasip eyle “

Allahümme âmin! Allâhümme âmin! Allâhümme âmin…

Rukiye Anar

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Post comment