İlimKevser Sabâ AlkayaOcak '24

“Bizi öğrenmekten alıkoyan, bildiğimizi sandığımız şeylerdir.” Claude Bernard

Atölye çalışmalarındaki son dersimiz Yusuf sûresinin işârî tefsiri. İşârî tefsir, sûrelerin iç, batınî te’vili aânâda rûhu. Defalarca okuyup geçtiğim, bildiğimi sandığım Yusuf suresinde meğer keşfedilmeyi bekleyen ne çok hazineler varmış. Claude Bernard’ın: “Bizi öğrenmekten alıkoyan, bildiğimizi sandığımız şeylerdir.” sözünü iş bu sebeple başa tutturdum.

Aradığımız şey belki de okuyup ta hazmedemediklerimizin içinde gizli. Yusuf sûresini bildiğimi sanırdım, meğer çok azına vâkıfmışım. Şimdi isterseniz bu muhteşem sûrenin rûhuna doğru yol alalım. Kur’an-ı Kerim’de baştan sona bir bütünlük içinde anlatılan tek kıssadır Yusuf sûresi. Cenab-ı Hakk ona AHSENÜ’L KASAS demiş; yani kıssaların en güzeli, en muhteşemi, en süperi.

Peygamberimiz Efendimiz’den 4000 yıl önce yaşamış bir İsrail peygamberinin hikâyesi Kur’an-ı Kerim’de bir hikâye olarak neden anlatılmış ve kıyametin sabahına kadar neden hafızalarda canlı tutulmuş olabilir acaba? Yusuf sûresini bu denli muhteşem yapan nedir? Veliyullah; “Kimin bir sıkıntısı varsa Yusuf suresine baksın, çözümü orada.” demişler.

Talebenin biri hocasına: “Hocam, Azrail aleyhisselam mü’minin rûhunu kabzederken mü’min bunu hissetmez demiştiniz, can bedenden çıkarken hiç mi ızdırap çekmez, ben bunu anlayamadım.” diye sorar. Hoca: “Yusuf suresine bak, cevabı orada.” der. Günlerce araştırır talebe, cevabı bulamaz, hocasının yanına gelir, “aradım, taradım bulamadım hocam.” der. Hoca, Yusuf suresi 31. âyet-i Kerimeyi okur.

“Kadınların kendisini yermesini işitince onları davet etti; koltuklar hazırladı; geldiklerinde her birine birer bıçak verdi. Yusuf’a: ‘Yanlarına çık!..’ dedi. Kadınlar Yusuf’u görünce şaşıp ellerini kestiler ve ‘Allah’ı tenzih ederiz ama, bu insan değil ancak çok güzel bir melektir.’ dediler.”

Bu âyetin bitiminde talebesine dönerek: “Evlâdım, Allah’ın güzelliğinin yansıdığı bir peygamberi gören sosyete kadınlar, o güzellik karşısında sarhoş olup parmaklarının acısını hissetmiyorlar; işte bunun gibi son nefeste sevgilisine kavuşacak mü’min de işte o an onu hissetmeyecek, sen o sosyete kadınlar gibi olamadın mı?” der.

Şimdi biz de bu şifreleri bismillah diyerek çözmeye başlayalım.

Fahr-i Kainat Efendimiz (s.a.s) Musa Aleyhisselam ve Firavun’u ashaba anlatırken, birisi Yahudilerin neden Mısır’da olduğunu sordu; bunun üzerine sûre inzal oldu, zira Yahudilerin Mısır’a ilk gidişleri Hz. Yusuf vesilesi ile olmuştu. Ârifler, gönül pınarına akıtılan nûrdan hakikatlerle bize şöyle fısıldar: “Yusuf sûresi, sana seni anlatır, iyi dinle!”

Yusuf sûresi hurûf-ı mukattaa ile başlar. Elif, Lâm, Ra. Bazı ârifler Elif’in lafzatullahın başındaki Elif olduğunu ve harfin Allah’ı işaret ettiğini söyler, Ra ise Rabb’tir. Aradaki Lâm harfi, Allah ile Rabb arasındaki mesafedir. Allah azze ve celle, Rabb ismiyle bu âlemi terbiye ederken arada bir mesafe koymuştur; zira mesafesiz tecelliye âlemin takatı yetmez.

Yusuf sûresinin ilk âyetlerinde “Biz sana kıssaların en güzelini anlatacağız, halbuki bundan önce sen bundan gafildin.” buyurur Allah Azze ve Celle; buradaki gafletin Yusuf suresinin iç anlamı olduğunu söyler ârifler.

Yusuf suresinde 19 kişiden bahsedilir, bunlar: Yusuf aleyhisselam, Yakup aleyhisselam, Yusuf’un 11 kardeşi, Kervancı, Züleyha, Züleyha’nın eşi, Yusuf aleyhisselamın iki hapis arkadaşı ve Mısır valisi. Bahsedilen her bir kişi insandaki bir yöne işaret eder.

Yusuf aleyhisselam gönlü temsil ediyor, gönül ki îmânın mahalli, nazargâhı ilâhî, sırlar hazinesi, Allah’a giden bir yol, arş ile âlem arasında berzah.

Yakup aleyhisselam rûh. “Ve nefahtü fihi min rûhi” buyurulur âyet-i kerimede. Yani biz ona rûhumuzdan üfledik. Rûh Allah’ın kokusunu taşır üzerinde, vatanı Allah’ın huzuru. Oradan tenezzül etmiş, asıl vatanından uzağa düşmüş.

Düştüğü yerde bir kanal açmış Rabbi Rahîm, o kalptir; yani Yusuf.

Yakup’un Yusuf’a aşkı işte bunun içindir. Rûh kalbe âşıktır. Rûh şayet kalple el ele verip müttefik olursa, birlikte O’na gidecektir; yani asıl vatanına.

Gurbette olan rûhun tek teselligâhıdır kalp, gurbet acısını sadece o dindirir, Yusuf’a yansıyan ilâhî güzellik.

Rûh Yusuf’a bakar, rûh Yusuf’a akar, Rûh Yusuf’u arar; Rûh Yusuf’uyla kanar.

“E lâ bi zikrillâhi tatmainnul kulûb” (Kalpler ancak Allah’ı zikretmekle mutmain olur.) der yüce kitabımız.

Gelelim Yusuf’un kardeşlerine. Yusuf’un kendisine tuzak kuran kardeşleri nefsin bir vechesine işaret eder.

Nefiste on kötü huy var der ârifler. Bunlar: Reyb (Şüphe), Meskenet (Tembellik, miskinlik), Kıskançlık, Cebanet (korkaklık), Haset, Gurur, Kibir, Seyyalet (kaypaklık), Buhl (cimrilik), Riya (gösteriş).

Nefis gönlün kardeşidir; bu kardeşin iyi ya da kötü olması gönüldeki îmân ile ilgilidir; ya bu kötü huylar îmân nûru ile zıddına inkılap eder ya da kör kuyularda kalır.

Hz. Mevlânâ: “Gönül Yusuf’unu kuyuya sallama, her vakit kervancı geçmez.” der.

Değerli hocam ise şöyle derdi: “nefis, ölene kadar insanın kötü komşusudur.” Bu kötü komşuyu ya da kardeşi dost edinmenin reçetelerini verir Yusuf suresi.

Rabb’im nasip ederse bir sonraki yazımda Yusuf suresinde seyahat etmeye devam edeceğim.

Sesimin ve s/özümün değdiği herkese selâmlar.

Kevser Saba Alkaya

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Post comment