Son yıllarda sıklıkla karşımıza çıkan bir takım kişisel gelişim sözleri var, bunlardan biri de ÂN’DA OLMAK. Egoyu besleyen kişisel gelişim sözlerini benimsememekle birlikte içlerinden bazılarını önemsiyorum; işte bunlardan birisi de ÂN’DA OLMAK. İyi de nedir bu ÂN’DA OLMAK. Bu tabir bazen karşımıza MERKEZİNDE OLMAK diye de çıkabiliyor. Bu tabirlerin çoğunun kökeni malûmâliniz Budizme dayalı. Aslında dikkatli bir şekilde tefekkür edildiğinde bu sözlerin asırlar önce sûfiler tarafından söylenen sözler olduğunu idrâk edebiliriz.
Nakşibendiyye tarîkatinde seyr u sülûkün temel kâideleri olarak kabûl edilen Abdülhâlık Gucdüvânî Hazretleri’nin ortaya koyduğu onbir esas vardır.
Kelimât-ı kudsiyye diye isimlendirilen bu kâideler şunlardır:
Hûş der dem
Nazar ber kadem
Sefer der vatan
Halvet der encümen
Yâd kerd
Bâz geşt
Nigâh dâşt
Yâd dâşt
Vuk¯uf-i zamânî
Vuk¯uf-i adedî
Vuk¯uf-i kalbî
Bu kaidelerden Hûş der dem, şu an moda olan “Merkezinde olmak” sözünün asırlar öncesinden sûfiler tarafından söylenen şekli. Hûş der dem, aldığın her nefeste Hakk’tan gafil olmamayı anlatır; yani merkezinde olmayı, O’nunla olmayı, O’nu hatırlamayı; nefesin sesi “hu”dur zaten; hani Hüve’nin hu’su. Biz zaten O’nsuz nefes alıp veremiyoruz ki, biz zaten hu’suz ölüyüz ki; ama mühim olan bunu şuurla yapabilmek, kalbe indirerek algılayabilmek.
Moda tabirle söylenen “merkezinde olmak” çok mühim olsa da, sûfilerin izahı gibi yapılmadığında nâkıstır. Hadi hep birlikte merkezimizde olalım, iyi de nedir bu merkez, bu merkezde ne var? Sakın senin merkezinin baş köşesinde nefis ve şeytan oturuyor olmasın. Merkezimiz kalptir bizim, hani “Yerlere göklere sığmam, mü’min kulumun kalbine sığarım” diye zikredilen kalp; bunu güzeller güzeli peygamberimizden öğrendik. Kalp, nasıl ki vücudun tam merkezinde hayatî bir önem taşıyor, tıpkı bunun gibi mânâ âleminde de aynı önemi haiz. Melekût âlemine berzahtır kalp, bağlantılar oradan yapılıyor, sırlar orada bulunuyor; tüm vücudun selâmeti kalbin selâmetine bağlanıyor. O halde “merkezinde ol!” demek, “Allah’la ol, ondan gafil olma!” demek.
Gelin hep birlikte güzel rehberimiz Hz. Muhammed (s.a.s) in merkezinde nasıl olduğuna bakalım. Miraç hadisesinde semâlara uruç eden peygamberimize gözleri kamaştıran hadiseler seyrettirilir. Düşünsenize akla hayale gelmeyecek güzellikleri temâşâ ediyorsunuz. Gök kapılarını sonuna kadar açmış sevgili size. Köşkler, saraylar, inciler, altınlar, elmaslar, baldan, sütten ırmaklar, melekler ve daha nice güzellikler; tüm bunlara şâhit olan peygamberimiz ise merkezinden bir lahza dahi sapmıyor. Necm suresinde işte bu durum şu muhteşem âyet-i kerimede beyan ediliyor.
“Ma zâğal basaru ve ma tağâ”
(Göz, ne şaştı ne aştı.) (Elmalı)
Ma zâğal basaru ve ma tağâ göz ne şaştı ve kamaştı, ne de haddi aştı. İfadenin vuruculuğa bakınız. Göz ne şaştı ve kamaştı, ne de haddi aştı. İşte merkezinde olmak deyince benim anladığım tam olarak budur. Hani Yunus Emre:
“Cennet cennet dedikleri bir kaç köşk bir kaç huri,
isteyene ver onları bana seni gerek seni!” diyor ya.
Yunus Emre hazretlerinin merkezi nasıl bulduğuna bakar mısınız?
Erzurumlu İbrahim Hakkı hazretlerine bir bakalım isterseniz merkezinden, asırları aşarak, nasıl da göz kırpıyor bize.
“Lâzım olan hanenin sahibidir.
Bilmeyenler hanenin talibidir.”
Şu fani dünyanın sahte ışıltıları ile şaşan haddi aşan; hatta firavunlaşan nefislerimiz için ne büyük bir peygamber duruşudur bu.
Merkezinde olmak, ucu açık bırakılacak bir kişisel gelişim öğretisi olmanın çok ötesinde bir hâldir. Merkezinde şeytan ve nefsin tahtı bulunan bir insanın merkezi, şeytanın ve nefsin merkezinde olmaktır.
Merkezinde olmak, bir an Hakk’tan gafil olmamak; merkezinde olmak pergelin sabit ayağını saptırmamak; merkezinde olmak sana şah damarından daha yakın olanla olmaktır. Bizim merkezimizde olmamızın emaresi ise yaptığımız her işe besmele mührünü vurmamızdır. Bu öyle bir mühür ki adeta “Ey sevgili, şu an yaptığım işte seninle birlikteyim, seni unutmadım, her daim hatırımdasın, bak işte senin adınla başlıyorum; bu da ispatım olsun.” diye haykırır.
Merkezinde olan bir güzelin, güzel sözüyle bitirelim yazımızı
“Allah nâmına ver, Allah nâmına al, Allah nâmına başla, Allah nâmına işle, vesselâm.”
(Said Nûrsî Hazretleri)
Kevser Sabâ Alkaya