DüşünceEylül '23Tuba Çiçek

İslam inancına göre yüce Yaratıcı, her bireyi kendi kararlarını vereceği bir irade ile yaratmıştır. İnsanları dinin varlığından haberdar edip, inanıp inanmamakta belli başlı kuralları belirterek özgür olduklarını bildirmiştir. Allah bu durumu kutsal mesajı Kur’ân’da detaylıca anlatmış, dini vecibelerin zorlamasız, iyi niyet ve rıza ile yapılması gerektiğini belirtmiştir.  Zorlama, bir kimseye hoşlanmadığı bir işi, fiili, inanç ve ibadeti tehdit ve korku ile zorunlu olarak yaptırmaktır. Hâlbuki din zorla yapılacak bir fiil değil, kişilerin kendi özgür iradeleri ile seçecekleri, kalben tasdik edip onaylayacakları, özgürlük ve içtenlik isteyen bir gerçekliktir.

Günümüz modern dünyasında yaşayan bireyler olarak toplumun en küçük birimini oluşturan aile, insanların kendi özgür iradeleri ile seçtikleri ve kendilerine göre bir ideoloji, inanç huzmesi etrafında birleşip oluşturdukları bir toplumsal realitedir. Bu anlamda topluma baktığımız zaman, homojen bir inanç atmosferi göremeyiz. Her birey ve aile, kendi içsel ve düşünsel durumuna uygun olarak seçtiği hayatı yaşamaktadır.

Bizim gibi gelişmekte olan üçüncü dünya ülkelerinde ise din, inanç ve ideolojiler, belirli tarikatların, cemaatlerin ve hatta devletin güdümündedir. Tarikatlar takipçi ve müritlerine, devlet de vatandaşlarına kendine göre şekillendirdiği dini, empoze etmeye çalışmaktadır. Bu durum sadece din için geçerli değil; laikliği, çağdaşlığı tekellerine alan gruplar da aynı şekilde kendi cemaat, vakıf, tarikatlarını kurup karşı bir salvo ile kutuplaştırıcı bir şekilde didişmektedirler.

Kimlerdir din ile savaşanlar? Allah’ı tekeline almış görünen bazı cemaatler, tarikatlar, siyasetçilerdir. Dini sembolize ettiği düşünülen doneleri, örneğin; başörtüsü, cübbe, sarık, sakal ve benzeri görseller üzerinden kendini Cennetin tapusunu almış konumunda görüp, ötekileri dışlayıp günahkâr görenlerdir.

Kimlerdir din ile savaşanlar? İnanıyorum, inanç benim için manevi bir doyum, sığınacak bir liman, kâinat denen uçsuz bucaksız uzayda ben neyim, kimim, nasıl böyle her şeyin farkındayım, iki ucu karanlık bu geliş ve gidiş de nedir (doğum- ölüm) diye sorgulamayıp, herhangi bir kimsenin inancını ya da inançsızlığını sorgulayanlar başta olmak üzere onları yobaz, irtica, mürteci, gerici, görüp yaşama alanlarını gasp edenlerdir.

 

Oysaki yüce Yaratıcı, inanan ya da inanmayan hangi inanç sistemi içinde olursa olsun, İslam inancına göre tüm insanlık ailesinin yaratıcısı, hâmisidir. İnsanları inançlarına ya da inançsızlığına göre yakıp yıkmak, suçlamak, eleştirmek hiç kimsenin sorumluluğunda değildir. İnsanın görevi bu dünya üzerinde ömrü vefa ettiği sürece kadar kendi iradesi ile yaşamaktır. İyilik ve kötülüklerin mükâfatı veya cezası, yüce Yaratıcının tekelindedir; insanların değil. Nasıl ki devlet, adalet kurumu ile suçluları cezalandırıyorsa ve kişileri bu duruma itiraz etse dahi o ceza vuku buluyorsa, arşın sahibi, yüce yaratıcının işine karışmak kimsenin tekeline verilmemiştir.

 

İslam dininin ilk ve tek kaynağı Kur’ân’a bakıldığı zaman şu gibi ayetlere rastlıyoruz: “dinde zorlama yoktur.” (bakara, 256) “dileyen iman etsin, dileyen küfre girsin.” (kehf, 29)

 

“senin dinin sana, benim dinim banadır.” (kâfirûn, 6) ayeti ve bu anlamı veren diğer ayetlerde, tüm insanlığa hitap eden İslam’ın insanları zorla değil, özgür iradeleriyle tercih yapmalarına imkân veren hürriyetsever bir din olduğunun göstergesidir.

 

Bu ayetlerde dinde zorlamanın olmadığı gerekçeli şekillerde ortaya koyulmuştur. İnanmanın zorlama ile oluşacak bir durum olmadığı, gönül işi ile isteğe bağlı bir tercih olduğu, zorunlu yapılan ibadetlerin gerçek ibadet sayılmadığı, dinin aslî unsurunun tasdik etmek, onaylamak ve kalpten inanmak olduğu, bunun kişilerin isteği, iradesi doğrultusunda oluşacak bir durum olduğu açıkça belirtilmiştir.

 

Özetle; zorbalıkla dindar veya ateist insan oluşturulamaz. Zorla, baskı ile ancak dindar görünümlü, iki yüzlü, müfteri, münafıklar türer. İnanç ya da inançsızlık kişisel bir eğilim ve tercihtir. Kişiler kendilerine verilen iradeleri ile herhangi birini seçerler. Seçtikleri tercihlerinden dolayı birilerini aşağılamak, ötekileştirmek, herhangi bir kişinin ya da kurumun haddine, insafına bırakılmamıştır.

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Post comment